Konu: Bacurau, Brezilya’da bulunan küçük bir kasabadır. Genç bir kadın olan Teresa, Bacurau’da bulunan büyükannesinin cenaze törenine katılmak için kasabaya gider. Teresa’nın büyükannesi olan, kasabanın lideri Carmelita, 94 yaşında hayatını kaybedince kasabaya yas havası hakim olur. Teresa, cenaze için geldiği Bacurau’nun birçok sorununun olduğunu gözlemler. Kasaba, temel olanaklardan yoksun, telefonunun çekmediği, temiz suyun bulunmadığı ve daha nice sorunların baş gösterdiği bir yer haline gelmiştir. Carmelita’nın ölümünün ardından geçen birkaç gün sonra kasaba sakinleri, bölgenin haritadan silindiğini ve art arda ölümlerin meydana geldiğini fark eder.

The Farewell’den sonra (yorumu vizyon tarihine yakın bir tarihte gelecek) 20’lerin ilk izlediğim filmi Bacurau oldu ve vay canına, yeni bir on yıla ancak bu kadar iyi girilebilir,v kendimi tebrik ediyorum. Kesinlikle izlediğim en iyi Brezilya yapımlarından biri.

Daha filmin başında yolda Bacurau tabelası gösteriliyor ve üstünde ‘Barış için gelecekseniz gelin‘ edasında bir yazı bulunuyor. Aynı burada yaşayanlar gibi, dünya ile ilişkimizi iki saatliğine kaybediyoruz ve var olduğunu bile bilmediğimiz veya şimdiye kadar umursamadığımız bu dünyanın renkli kültürüne başarıyla tanıtılıyoruz.

Film, bu farklı dünyayı ve insanlarını ilk yarıda o kadar iyi işliyor ki tanımadığımız bir köylüye bile bir şey olduğunda içimiz sıkışıyor, huzursuz oluyoruz. Sadece bu insanların rahatça yaşaması, filmin mutlu son ile bitmesi için yalvarıyoruz ekrana.

Bacurau sevgi ile dolu sakin bir köy, tahmin edebileceğiniz gibi her sakin yerde olduğu gibi, burası da büyük güçler tarafından sömürülmekte. Bunun en iyi örneğini belediye başkanı köyü ziyaret etmeye geldiğinde görüyoruz. Adamın yaptıklarını yüzüne vurduklarında adam onları ‘size şunlardan bunlardan getirdim’ diye susturuyor. Başkan gittikten sonra getirdiklerinin tarihi aylarca geçmiş gıdalar, ağrı kesici yerine yutturulmaya çalışılmış antidepresanlar ve tankerle getirilmiş yırtık pırtık kitaplar olduğu görülüyor. Ve hala düzgün içme suları yok…

Ne yazık ki halk bunu biraz dalgaya vuruyor, sessizce yok edilmek istendiklerini işler kızışınca anlıyorlar. Dikkatimi çeken bir şey de haritadan isimlerini silinmesin de panik yerine dalga ile geçiştiriyorlar. İkinci yarının hemen başında ton değişiyor ve işler karanlıklaşıyor ve film +18 yaş sınırlamasından bolca yararlanmaya başlıyor. Filmdeki vahşet, bana Tarantino’yu andırmadı değil.

Yazarın Notu: Yazının devamı spoiler içermiyor ancak filmin hikayesi ile alakalı küçük bilgiler veriyor.

İkinci yarıda ırkçı bir grubun köye soykırım yapma planını öğreniyoruz ve özellikle 2019’da çok görmeye başladığım tek boyutlu olmayan ‘kötü adamlar’ bu flmde de var. Ve gerçekten aşırı sıkıntılı tipler. Birbirlerinin hareketlerini, planlarını sorguluyor ve canları ne isterse onu yapıyorlar. Kesinlikle yaptıklarına katılmasam ve empati kuramasam da, gerçekten doğru bir şey yaptıklarına inanmamalarını çok beğendim. Duyguları ve limitleri açık bir şekilde gösteriliyor.

Hatta filmde ‘Neden bunu yapıyorsunuz?’ sorusuna bir süre düşündükten sonra basitçe ‘bilmiyorum’ cevabını veriyor aralarından biri.

Film keşke teknik özelliklere daha dikkat etseydi. Aksiyon olduğunda veya bir araçta sahne çekilirken kamera çok sallanıyordu ve özenle kurulmaya çalışılmış bu doğal ortama hiç yardımı dokunmadı kameranın. Ancak ışıklandırma çok dikkatimi çekti. Etraf muhteşem bir sekilde ışıklandırılmış, renklendirilmiş. Özellikle geceleri bazı karelerden gözünüzü alamıyorsunuz.

Ancak senaryo biraz sıkıntılıydı diyebilirim, bazı diyaloglar pek iyi düşünülmemiş gibi geldi ve bazıları iyi yazılsa da, kamera önünde istenildiği gibi çıkarılamamış.

Bu arada film boyunca braz rahatsızdım çünkü ekranda ‘gerçek olaylardan alınmıştır’ demese bile hepimiz bu tür olayların yaşandığını çok iyi biliyoruz. Bu yüzden kendisi çok önemli bir film, küçük köylerin sesini dünyaya duyurduğu için.

Filme Puanım:9/10

1 YORUM

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here