Konusu: The Shining‘ in olaylarından 40 yıl geçmektedir. Hala Overlook Oteli‘nde gördüğü şeylerden dolayı tramvaları ile boğuşan Danny, biraz huzuru bulmak için elinden gelen her şeyi yapmaktadır. Bu arada Amerika’nın dört bir yanındaki otoyollarda, True Knot adı verilen bir topluluğun üyeleri refah arayışında dolaşıp durmaktadır. Çoğunlukla zararsız ve yaşlı görünen bu grupla ilgili gerçek ise oldukça korkunçtur: Danny’de de bulunan parıltılarının ‘buharını’ teneffüs ederek yarı ölümsüz hale gelmişlerdir. Danny, kendisiyle benzer yeteneklere sahip bir kız olan Abra Stone ile psişik bağ kurduğunda, bu grubun yetenekli olanları hedef aldığını fark eder.

Doktor Uyku filmi yapılacağı haberi alındığı saniyeden beri bu film resmi olarak yapılması en zor film olarak adlandırıldı. Neden mi? Çünkü yönetmen Mike Flanagan; hem bir Steven King kitabı uyarlamak, hem bir Kubrick filminin devamını yazmak, hem de çoğu hayranın gözüne girmek zorundaydı… Ve bana kalırsa bunu başardı.

Bazen stüdyolar başyapıt olarak adlandırılan kült filmlerin başarısını sömürmek için onlara devam filmi çeker,çoğunlukla bizi hem kendilerinden hem de ilk filmden soğuturlar.Bu tarihte çok yaşandı:

  • Donnie Darko (2001) –> S.Darko (2009)
  • Aslan Kral (1994) –> Aslan Kral (2019)
  • 2001:A Space Odyssey (1968) –> 2010:The Year We Make Contact (1984)

    Ve liste devam ediyor….

Aynı şey The Shining‘in devamı olan Doktor Uyku‘da (Doctor Sleep) da yaşanacak diye ödüm patlıyordu çünkü Doktor Uyku, yılın en çok beklediğim filmiydi. Burada altı çizili sözcük beklediğim, bazen bundan bahsettiğimde insanlar “O kadar iyi olmayacak” gibi şeyler diyor. Evet,farkındayım. “Yılın en güzel filmi” ile “yılın en çok beklenen filmi” arasında büyük fark var. Öyle olmasaydı Avengers:Endgame iyi bir film olurdu.

Neyse, konumuza dönelim. Doktor Uyku kesinlikle tüm The Shining hayranının izlemesi gereken bir film. Göze batan hataları var mı? Tabii ki, bunların zaten olacağını biliyordum. The Shining’e kafa tutar mı? Hayır, kesinlikle hayır. Ancak tarihte başyapıtlara yapılmış her devam filmine aksine, bu film kesinlikle iyi ve ilk filmine apaçık saygı duyuyor.

Filmin en sevdiğim yanı; hem 80 yapımı The Shining‘in devam filmi olduğunu zaman zaman hatırlatması, hem aradaki bağı koparmaması, hem de kendi hikayesini anlatması için The Shining’e razı kalmaması. Yani kendi başına da ayakta durabilmesi.

Danny Torrance‘in psikolojik durumu filmde çok iyi anlatılıyor. Tabii ki buna Ewan McGregor‘un iyi performası da yardımcı oluyor.  Adam dibe vurmuş, onu rahatsız eden ölüler dışında; alkol, kumar, kavga ne ararsan kendisinde var. Babasının yolunda emin adımlarla ilerliyor da denilebilir. Babasını unutamaması ve onun yolunda ilerlediğinin farkında olması da canını sıkan şeylerden biri.

Çok şükür direkt 30 yaşındaki haline atlamıyor film, öyle olsaydı pek hoşnut kalmayabilirdim. Olaylardan sonraki durumuna, çocukluğuna tekrar tekrar dönüyorlar. Kubrick‘in bitirdiği yerden almaları hoşuma gitti.

Kubrick‘ten bahsetmişken,filmin Kubrick anısına kurguyu (geçişler,müzikler,vs.) Kubrick tarzı yapmaları da çok ince bir hareketti ve gördüğüm kadarıyla büyük beğeni topladı. Filmden nefret edenler bile yorumlarında bunu tebrik etmeden geçememiş.

Filmde Abra Stone adlı bir kız tanıtılıyor.Karakteri her açıdan harika,küçük bir kız olmasına rağmen parıltısı çok güçlü ve sanırım Dan‘den daha fazla önem verdim kendisine.Oyunculuğu da çok iyiydi açıkçası,bu kadarını beklemiyordum küçük bir kızdan.

Filmin ‘kötülerine’ gelelim şimdi. “Parıltıları olan insanları öldürerek beslenen bir tarikat işte… Daha ne diyebiliriz ki Arda?” diye bir soru gelmesi normal. Sonuçta Hollywood, kötü karakterlerin ‘neden?‘ sorusuna cevap vermeyen duygusuz varlıklar olduğuna bizi inandırdı inandıracak.

Bu tarikat dediğim gibi insanların parıltıları ile besleniyor ve bu parıltı her insanda yok. Olanların çoğunda da yeteri kadar yok. Bu acımasız tarikatın bile acı çektiğini, panikledikleri, ne yapacaklarını bilemedikleri zamanları bile gösteriyorlar. Yani filmin kötüleri bence olmuş.

Tarikatın lideri ve filmin ana kötüsü Rose The Hat ilginç bir karakter ama ne yazık ki oyuncusunu beğenemedim bir türlü. Çok zorlama geldi bana, bazı duyguları güzel yansıtamamış.

Doktor Uyku, The Shining’den daha fazla parıltı konusuna değinse ve daha mistik bir bakış açısı ile yaklaşsa da filmde kendi kuralları ile çeliştiğini görüyoruz. Bu çelişme de bir açıdan bütün filmin başından beri göz ardı edilen bir çözümün aslında işe yarayabileceğini, problemin 5 dakikada çözülebileceğini aktarıyor bize (filmi izlerken rahatça anlarsınız) Yapılan bir mantık hatası size bütün filmi sorgulatıyor.

Film 16+ olmasına rağmen şaşırtıcı şekilde çok rahatsız edici sahnelere sahipti. Bakın bunu ben diyorum, Midsommar’ı seven ben. Tamam Midsommar daha rahatsız ediciydi ama konuyla alakalı rahatsız edicilik vardı onda en azından, bunda hazırlıksız yakalanıyorsunuz.

Filmle alakalı beni en çok üzen şey korku/gerilim türünde olup bunu hiç hissettirmemesiydi. Korkuyu basit zıplamalar ile yapmışlar,gerilimi de sadece müzik ile.Müzik güzel olmasına rağmen germeye yetmedi ne yazık ki.

Müzik demişken küçük bir not geçeyim The Shining’in o efsane tema müziğini yeniden yapmışlar ve harika olmuş. Dinlemek isterseniz:

Çok uzatmışım, bitireyim artık.

Kısaca Doktor Uyku, doğal olarak The Shining seviyesinde olmasa da her karaktere önem veren, insanları mutlu edecek başarılı bir devam filmdi. İzleyin.

Puanım:8/10

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here