Karakomik filmler, Cem Yılmaz’ın yazıp yönettiği hatta oyuncuklarını yaptığı, hatta ve hatta yapımcılarından biri olduğu, içerisinde ikişer tane olmak üzere toplamda dört adet film barındıran “filmler serisi” diye adlandırdığım bir proje. Bahsini ettiğim proje Karakomik filmler 1 ve Karakomik filmler 2 olmak üzere ikiye ayrılıyor ve her biri 60’ar dakikalık ikişer tane hikaye barındırıyor. Yani filme bilet aldığınızda tek biletle iki film izliyorsunuz. Her bir filmin kendine has bir hikayesi var. Ben bu yazımda 17 Ocak’ta vizyona giren ve  henüz izlemiş olduğum ‘Karakomik filmler 2’ nin içinde bulunan ‘Deli’ ve ‘Emanet’ filmlerini yorumlayacağım. Tekrar üstüne basmam gerekir ki, bu bir eleştiri yazısı değil bir yorumlama yazısıdır. Demem o ki, yazıda yer verdiğim fikirlerin tümü şahsıma ait olup katılıp katılmamak size kalmıştır.

Öncelikle genel bir değerlendirme yapacak olursam, ben ilk iki filmi beğenmiştim. Daha doğru söylemek gerekirse, ilk film olan ‘İki Arada’ filmini çok beğenmiş ancak ‘Kaçamak’ filminde yer yer çok gülsem de, bir “Cem Yılmaz filmi” gibi gelmemişti. Karakomik filmler 2’nin bünyesinde barındırdığı filmleri ise çok beğendim. Bu dört filmle ilgili yapabileceğim en genel yorum ise şu; Cem Yılmaz bu filmlerde sıradan insanların başına gelen sıradışı olayları anlatıyor. Bahsi geçen “sıradan” insanları o kadar güzel yansıtıyor ki izlemekte olduğunuz kişinin Cem Yılmaz olduğunu unutabiliyorsunuz. Çok samimi, gerçekçi yazılmış ve bir o kadar başarılı şekilde performe edilmiş bu karakterler, kimsenin görmediği, duymadığı, dinlemeye dahi gerek duymadığı ve ancak onlara kulak veren, tanıma nezaketinde bulunan insanların da çok sevdiği karakterler. Ayrıca belirtmek zorunda hissediyorum ki, bu filmler komedi filmi değil. Salt gülmek için giderseniz aradığınızı bulamayabilirsiniz. Bu düşünceden arınıp gittiğinizde ise beğeneceğinizi ve pek tabiİ Cem Yılmaz filmleri olması dolayısıyla izlerken yer yer kendinizi gülerken bulabileceğinizi bilmelisiniz. Ayrıca bu yazılarda spoiler olmadığını belirtmeyi borç bilirim.

Deli

Filmi gerçekten beğendiğimi ve görüşlerimi sizlerle paylaşmak isterim; En başta oyunculukları oldukça etkileyici buldum. Cem Yılmaz ve Özkan Uğur başta olmak üzere, filmdeki “delilerin” oyunculuklarını da çok beğendim. Çoğu filmin aksine bu filmdeki delileri oldukça tatlı, inandırıcı ve aşırıdan uzak buldum. Sade ve abartısız oyunculuklar filmin hikayesini ve olay akışını daha etkileyici kılmış. Sizi bilmem ama ben zaten Cem Yılmaz’ın dram filmlerinin ve bu filmlerdeki oyunculuk performanslarının hayranıyım.

Filmin hikayesi ve olay akışı demişken… Size filmin konusunu anlatmak istemiyorum çünkü spoiler vermekten çekiniyorum. Bu yüzden bu konudan şöyle bahsedeceğim; film hikayesi ve olay akışı bakımından ‘olağan dışı’ sayılabilecek bir yapıya sahip. Öngörülmesi zor bir hikayesi var. Olay akışı bakımından da takip etmekte zorlanmadığım ve beni sıkmayan bir yapıya sahip olan filmi bu bakımdan “hızlı değil ancak akıcı” diye tanımlayabilirim. Sinematografi bakımından da üzerine uğraşıldığı ve kafa yorulduğu aşikar bir film. İzlemesi gayet keyifli görüntüler kullanılmış. Film bittiğinde yüzümde ne zaman takındığımı fark edemediğim bir gülümseme olsa da, göğüs kafesimde de hafif bir yumru hissettim. Şayet tatmin edici ancak vurucu bir sondu benim için. ”Üzülsem mi sevinsem mi bilemedim” denecek cinsten veya “her şerde bir hayır vardır” tezini kanıtlama gayretindeymişçesine bir sondu. Tabii tekrar ediyorum ‘benim için’. Filmde az denebilecek sayıda müzik olmasına karşı -filmlerin 60’ar dakika olmasından dolayı gayet anlaşılabilir bir durum- ben müzik seçimlerini beğendim. Özellikle de filmin sonlarına doğru seçilen şarkı beni epey tatmin etti.

Filmin beğenmediğim çok az şeyi oldu. Mesela bazı sahnelerin fazla uzadığını düşündüm. Tabii bence bu filmden bağımsız olarak, şahsen benim de sizler gibi ‘hızlı ve kolay tüketilebilirliğe’ alışmış olmam. Ayrıca her iki filmde de diğer filmlere atıfta bulunacak ufak ‘sübliminal’ yerleştirmeler mevcuttu. Bu pek bir önemi olmayan atıflar benim oldukça hoşuma gidiyor. Neden bilmiyorum. Zaten sebebini pek de sorgulamıyorum açıkçası. Zaten bakıldığında ilk filmde bulunan hikayelerin de neden beğenilmediğine anlam verememiştim. Bilhassa ben ilk filmin ilk hikayesi olan “2 arada”yı oldukça beğenmiştim. Neyse yine herkese karşı takındığımız “görüşlere saygı” tavrını takınıp yorumlamamıza devam edelim…

Emanet

Geldik ikinci filme; İkinci filmimizin adı “Emanet”. Bu filmin konusunu  spoiler vermeden anlatabileceğime inanıyorum; Filmde küçüklüğünden beri en büyük hayali ve tutkusu dans etmek olan Birol abimiz, babasının vefatı sonrası yetenek yarışmasına katılmak için İstanbul’a gider. Televizyon dünyasına -tam olarak hayal etmediği  şekilde de olsa- katılan abimiz başına gelen türlü hadiseler doğrultusunda bu dünyanın gerçekliğini keşfedecektir. Bence baya iyi anlattım. Zor oldu. Bu satırları anlatırken bir yandan fragmanı tekrar tekrar izledim spoiler vermemek için. Bu işler öyle kolay değil işte. Her neyse, Karakomik Filmler başlığı altında izlediğimiz filmlerden şahsen benim en komik bulduğum filmdi. Doğal bir mizah anlayışına sahip olan film, yine komediyi ön planda tutmamasına rağmen beni epey güldürdü. Ayrıca eleştirel yapısı ve değindiği konular bakımdan da oldukça etkileyici buldum.

Oyunculuklara diyecek pek sözüm yok şayet yine başrolümüzde Cem Yılmaz var ve kendisini önceki bölümde zaten bir hayli övdüm. Hak ediyor o ayrı. Çağlar Çorumlu’ya ayrı bir parantez açmak isterim. Kendisi oynadığı her rolde başarılı olup, en komik olmayan karakteri bile komik hale getirebilen ve şahsımca en beğendiğim komedi oyuncularından biridir. Yine rolün hakkını sonuna kadar veriyor ve bizi neredeyse her sahnesine güldürmeyi başarıyor. Oyunculuklardan ziyade karakterlerle ilgili şöyle bir rahatsızlık duydum. Filmlerin aynı evrende, hatta aynı zaman diliminde gerçekleşen olayları anlattığını biliyoruz. “Nereden biliyoruz?” derseniz, daha önce bahsettiğim ufak ayrıntılarda bu rahatça görülebiliyor. Buna rağmen her iki filmde de oynayan oyuncuların farklı karakterleri canlandırması her ne kadar hikayeye veya filmlere bir etkisi olmasa da beni ufak da olsa rahatsız etti.

Kısacası bu filmi de beğendim. Hikayeden, olay akışından, sinematografiden vs bahsetmiyorum, çünkü önceki film hakkında söylediklerim bu film için de geçerli. Ancak ‘ilk filmden daha akıcı ve daha hızlı gerçekleşen bir olay örgüsü olduğu’ tezini savunabilirim. Son olarak bu film özelinde üzerinde tekrar durma gereği duyduğum konu ise şu; Yaptığı çok yerinde ve haklı eleştiriler filmin benim için farklı bir boyut kazanmasına olanak sağlıyor. Cem Yılmaz’ın ‘tespit ve gözlemleme’ konusundaki ustalığı zaten aşikar bir gerçek. Bu yeteneğini bu filmin bütününe yansıtması beni epey mutlu etti. Yazımın sonuna gelmiş bulunuyorum. Filme gitmenizi tavsiye ediyorum. Gülme beklentisiyle gitmediğinizde memnun kalacağınıza eminim.Yazımı şu sözlerle bitirmek isterim; Dövüşmen guzum film izlen…

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here