Evet, çoğu insanın yıllardır, yeni haberi olanlarında yaklaşık 6 aydır beklediği, adeta bir Şampiyonlar Ligi Kadrosu olan, Martin Scorsese’nin son filmi The Irishman sonunda çıktı. Görüşlerimi sizlere spoilersız bir şekilde aktaracağım. Baştan belirteyim, film 3 buçuk saat ve eminim ki bu nedenle filmi tam bir şekilde süzemedim.

KONU: Frank Sheeran (Robert De Niro), eskiden 2. Dünya Savaşı’nda savaşmış bir mafya tetikçisidir. Uzun süre boyunca Bufalino adlı bir suç örgütüne çalışmıştır. ‘Irlandalı’ Lakabı ile tanınan Frank, aynı zamanda bir işÇi sendikası memuru olmak ile beraber birçok kişi için tetikçilik yapmıştır. Frank Sheeran’ın hayatından kesitlerin sunulduğu filmde, Amerikan suç dünyasının en önemli olaylarından Jimmy Hoffa’nın (Al Pacino) kaybolmasına değiniliyor.

Öncelikle şu soruya yanıt verelim, “Beklediğimize değdi mi?”. Cevabım ise kesinlikle evet. The Irishman bu senenin en iyi filmlerinden olmuş. Filmi izlerken o ustalık işini hissedebiliyorsunuz. Filmi nereden övmeye başlayayım diyorum ve aklıma hep oyunculuklar geliyor. E, normal değil mi? Şu kadroya bakın; Robert De Niro, Al Pacino, Joe Pesci, Harvey Keitel. Robert De Niro’nun oyunculuğuna özellikle filmin son 20 dakikasında resmen aşık oldum. Ne usta ama… “En iyi performansı mı?” diye soracaksanız, bence Taxi Driver’daki Travis karakteri ile çok daha iyi bir oyunculuk sergilemişti ama yine de oyunculuğu mükemmel. Al Pacino, gerçekten karakteriyle o kadar uyuşuyor ki… Al Pacino’nun olduğu her sahneden ayrı bir keyif aldım. Ya bir kere filmi şu yönden nasıl eleştirebilirim? Aynı karede Al Pacino ve Robert De Niro’yu izlemek o kadar zevk veriyor ki.

Film 3 buçuk saat olmasına rağmen yer yer sıkabiliyor (hatta sıkıldığım yerler oldu) fakat temposu hiç düşmüyor. Sakin bir anlatımla izleyicide merak unsuru uyandırıyor. Film teknik açıdan kusursuz demek isterdim, isterdim çünkü bir tane eksiği var. Kamera açılarındaki profesyonelliği hissedebiliyorsunuz. Sinematografik açısından, yönetmenlik açısından bir şaheser, fakat filmin büyük bir bölümü ana karakterlerimizin gençliğini anlattığı için gençleştirme teknolojisi kullanılmış. Bunu gördüğümüz en son örnek Gemini Man‘di ve bu işi çok iyi yapıyordu. Film ortalamaydı ama teknik açıdan iyidi. The Irishman’e gelirsek, Robert De Niro’nun gençliği biraz yapmacık demeyeyim de olmamış gibi gibi. Bazı yerlerde sırıtıyordu. Diğer oyuncularda böyle bir sıkıntı yoktu.

Müziklere değinecek olursak, ben çok fazla müzik çeşitliliğine rastlamadım fakat filmde çalan müzikler gayet iyidi. O mafya havasını, suç dünyası havasını çok güzel yansıtan parça seçimleri var idi.

Filmi izlemeden önce birkaç tavsiyede bulunayım. Malum, film gayet uzun. Filmi mümkünse gece izlemeye çalışmayın. Hele ki benim gibi gece film izlerken istemeden de olsa uyuklayan biriyseniz, izlemeyin. Ben çünkü aynı hataya düştüm. Seyir zevkim mahvoldu diyebilirim. 17.00 saati filmi izlemek için çok uygundur.

İnceleme kısa gelmiş olabilir, nedeni ise spoilersız inceleme olduğundan detaylara girişemiyorum ve sahnelerden bahsedersem her biri spoiler niteliği taşıyor. Bu yüzden çok bir şeyden bahsedemedim. The Irishman senenin en iyi filmlerinden birisi. Bir başyapıt değil ama ona yakın diyebiliriz. Benim The Irishman’a puanım: 88/100

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here