Her şeyin başında, hiçlik vardı. Kaos ve sonsuz hiçlik evrene uzun yıllar boyu hüküm sürdü. Bu hiçliğin ve kaosun içinden toprak ana, Gaia doğdu. Toprak ana hiçbir birleşmeye ihtiyaç duymadan iki oğul doğurdu; Uranus (Ouranos), cennetin tanrısı ve Pontus, okyanusların tanrısı. Sonrasında Gaia, oğlu Uranus ile birleşerek bir kaç titan ve 6 canavar yarattı. Bu canavarlardan üçü alınlarının tam ortasında tek gözleri olan kykloplar, diğer üçü ise yüz kollu hekatonkheirlerdi. Uranus bu altı canavarın çirkinliğine dayanamadı ve onların görüntülerinden duyduğu tiksinti yüzünden ceza olarak onları amcası Tartaros’a, yeraltının en derin çukurlarına hapsetti (bazı rivayetlerde ise Gaia’nın rahmine hapsettiği söylenir).

Çocuklarına yapılan zalimliğe sinirlenen ve artık doğum yapmaktan yorulan Gaia, evlatlarına ona yardım etmeleri için yakardı. Bu çağrıya sadece en cesur ve en küçük oğlu Kronos karşılık verdi. Kronos, artık çocuk doğurmak istemeyen annesinin isteği üzerine babası Uranus’e annesinin ona verdiği ve daima yanında taşıdığı orağıyla saldırarak, babasının cinsel organını kesip attı. Uranus’ün cinsel organı denize düştü ve kanları yeryüzüne aktı. Bu kanlar erinsylere, orman perilerine ve devlere hayat verdi. Denize düşen üreme organından ise, tanrıçaların en güzeli, eleştiri ve hiciv tanrısı Momus’un bile kusur bulamadığı mükemmellikteki Aphrodite doğdu. Uranus’ün düşüşüyle birlikte kykloplar ve hekatonkheirler serbest kalmıştı.

Elde ettiği güç sayesinde oluşan kibriyle kendisini evrenin efendisi (hayır Masters of the Universe göndermesi yapmıyorum…) ilan etti Kronos. Evrenin başında oturan ve tanrıların tanrısı olan Kronos ilk fırsatta, babası kadar çok tiksindiği 6 kardeşi kyklopları ve hekatonkheirleri tekrar amcası Tartaros’a hapsetti. Bu ihanetten dolayı annesi Gaia ona karşı nefret beslemeye başlamıştı. Tanrıların tanrısı, büyük kız kardeşi Rhea ile birleşerek; Hera, Hestia, Demeter, Hades, Poseidon ve son olarak Zeus’u getirdi var oluşa. Fakat Kronos’u rahatsız eden bir şey vardı. Günden güne kendisinin babasına yaptığı şeyin kendisine yapılmasından korkmaya başlamıştı. Çocuklarının doğumundan bir gün önce annesi Gaia ve babası Uranus ona gelip “senin çocukların da senin yaptığın şeyi sana yapacak” dediler ve paranoyası iyice körüklenen Kronos, henüz doğmamış çocuklarından, kendi babası Uranus’ün kykloplara ve hekatonkheirlere beslediği nefretten daha büyük bir nefret beslemeye başladı ve aklına doğan çocukları doğdukları gibi yeme fikri geldi. Rhea doğurduğu tanrıları ona getirdikçe, Kronos onları üstlerinde sarılı olan bezlerle birlikte bütün olarak yutmaya başladı. Altı çocuğu yutulan Rhea üzüntüsü ve kahrı içinde son çocuğu Zeus yerine Kronos’a bir beze sarılı kayalar verdi. Kronos nefretinin verdiği körlükle Rhea’nın bu oyununu fark etmeyip kayaları bütün olarak yuttu. Rhea son oğlu Zeus’u, Girit’teki İda Dağı’ndaki bir mağaraya sakladı.

İda Dağı’ndaki mağarada büyüyen Zeus büyüdükçe, babasına olan nefreti de onunla birlikte büyüdü. Babasından intikam almak isteyen ve kardeşlerini kurtarmak isteyen Zeus, Kronos’un hizmetinde bir kahya olarak çalışmaya başladı. Kronos’un şarabını servis eden Zeus ilk fırsatta babasının kadehine, onun kusmasını sağlayacak bir zehir karıştırdı. Güç sarhoşluğundaki Kronos hiçbir şeyden şüphelenmeden Zeus’un verdiği şarabı içtiğinde kusmaya başladı. Zeus’un büyük kardeşleri birer birer Kronos’un midesini terk ediyorlardı. En son ise bir parça beze sarılmış kayaları kustu Kronos. Kronos hala zehrin etkisindeyken Zeus önce kardeşlerini oradan götürüp sonrasında ise yeraltı dünyasının en derin çukurları Tartaros’un kapısına gitti, burada Tartaros kapılarını koruyan ejderhayı yenip, Tartaros’un kapılarını açıp amcaları kyklopları ve hekatonkheirleri serbest bıraktı. Kronos’un midesinden kurtulmuş tanrılar ve Tartarus çukurlarıdan kurtulmuş canavarlar Olimpos dağının tepesinde birleşip, Kronos’a karşı planlar kurmaya başladılar. Muhteşem demirciler olan kykloplar, teşekkürlerini iletmek için Zeus’a yıldırım, Hades’e ona görünmezlik verecek bir kask ve Poseidon’a meşhur üç dişli mızrağı hediye ettiler.

Bu silahlarla güçlenmiş tanrılar, Prometheus (öngörü) ve kardeşi Epimetheus (afterthought, yani sonradan akla gelen düşünce) adlı iki titanın da yardımıyla birlikte titanlarla büyük bir savaşa girdiler ve önlerine gelen bütün titanları yok ettiler. Savaşın sonunda Atlas, Prometheus ve Epimetheus hariç diğer titanlar Tartaros’a mahkum edilmişti. Atlas; sonsuzluk boyunca omuzlarında cenneti taşımakla görevlendirilmiş, hekatonkheirler Tartaros’un kapılarının yeni bekçileri olmuş ve artık Olimpos tanrılarının devri başlamıştı.

Savaşın sonunda dünya; Zeus, Poseidon ve Hades arasında üçe bölünmüş; Zeus kendisine gökleri, Hades’e yeraltını ve Poseidon’a denizleri vermişti. Zeus, büyük savaşta ona yardım ettiği için öldürülmemiş ve tutsak edilmemiş iki titan Prometheus ve kardeşi Epimetheus’dan dünyada yaşamaları için canlıları yaratmalarını istedi.

  • Aceleci ve vurdumduymaz olan Epimetheus hemen işe koyulup sırasıyla canlıları yaratmaya başladı. Yarattığı canlılara keskin pençeler, yumuşak tüyler, uçmalarını sağlayacak kanatlar, yüzmelerini sağlayacak uzuvlar veriyor ve böylelikle ‘hayvanları’ yaratıyordu.
  • Çalışmasına kafa yoran ve mükemmel bir hayvan yaratmak isteyen Prometheus ise uzun uğraşlar sonucu, kilden, erkeği yarattı. Erkekler dünya üzerinde yaşamaya başladılar ve huzur içinde yaşıyorlardı.

Zeus, insanlara ona tapınmalarını, ölümlü olmalarını ve ona sunmak için adaklar hazırlamalarını emretti. Prometheus çok sevdiği insanlara kıyamadı ve bir boğayı öldürerek Zeus’a sunulmak üzere iki adak hazırladı. Birisi yağa bulanmış, aslında içi sadece kemik dolu bir tabak; bir diğeri ise hayvanın kötü kokan midesi ve derileriyle örtülmüş dolgun etlerdi. Zeus tabii ki yağlı ve lezzetli kokan tabağı seçmişti ve bu sayede insanlar adaklarını yaparken aynı zamanda aç kalmamışlardı. Çok zaman geçmeden bunu anlayan Zeus, insanlardan ateşi aldı. Bu cezaya dayanamayan Prometheus, Olimpos dağına tırmandı ve insanlar için Hephaestus’un ocağındaki ateşi çaldı ve onlara verdi. İnsanlar bu ateşle hem kendilerini koruyup beslenme ihtiyaçlarını karşıladılar, hem de silahlar yaparak birbirleriyle savaştılar.

İcatlar yapan insanları gören Zeus insanlara karşı ve Prometheus’a karşı hiddetlenmiş ve intikam istemişti. Bu yüzden tanrıların en iyi demircisi Hephaestus’tan iki şey istedi; birincisi Prometheus’u bir kayaya asla sökülmeyecek şekilde zincirleyebileceği bir zincir yapması, ki her gün bir akbaba gelip onun gecesine yeniden oluşan ciğerlerini yiyerek sonsuzluk boyu ona işkence edebilsin. Diğeri ise insanların yanına koyabileceği bir varlık, ki onlara ceza olsun.

Böylelikle Hephaestus bütün tanrıların yardımıyla birlikte, kızı Pandora’yı yarattı. Zeus Pandora’ya bir kutu verip ona “bu kutuyu asla açma” dedi ve onu yeryüzüne, erkeklerin yanına gönderdi. Başlangıçta kutu bir kenara konulup unutuldu ve insanlar huzurla yaşamaya devam etti. Fakat bir gün Pandora artık merakına yenik düşmüş ve kutuyu açmıştı. Kutunun içinden dünyaya bütün kötülükler saçılmıştı. Yaptığı hatayı anlayıp hemen kutuyu geri kapattı Pandora, fakat artık çok geçti. Kutunun içindeki bütün kötülükler dünyaya yayılmıştı bile, sadece bir şey kalmıştı geriye…. Umut…

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here