“Babalarımızın taştan bir Paris’i vardı, çocuklarımızın ise alçıdan bir Paris’i olacak.”

Her kitabın bir zamanı vardır… Ben Sefiller’i ilk okuduğumda yazardan çok etkilenmiş ve hemen başka kitaplarını da almıştım. Aldıklarımdan biride Notre Dame’ın Kamburu’ydu. Fakat defalarca elime alıp alıp bıraktım. Ta ki katedralin yandığı haberini duyana kadar.

Kitabın ne için yazıldığını biliyor musunuz? O yıllarda katedral bir harabe halindeymiş ve yıkılması planlanıyormuş. Yazarımız Hugo, bir gün katedralin üstünde Greg alfabesiyle yazılmış ANARKH (Kader) yazısına dikmiş gözlerini ve bu onu yüzyıllara meydan okuyacak eserini yazmaya itmiş.

Kendi haline bırakılmış olan katedrale Victor Hugo’nun bakış açısı ise çok naif… Bunu yazılarından anlamak hiçte zor değil…

Kitabın ilk 150 sayfasında hiçbir olay yok. Benim başlayamama nedenim buydu. Yazar uzun uzun o dönemin Paris’ini tasvir etmiş. Tarihi, mimari eserleri, Notre Dame… Size tek bir önerim var. Okurken yazarın size Paris’i gezdirmesine izin verin. Islak sokakları seyredin, konuşan insanları dinleyin, soğuğu teninizde hissedin… Paris’i yaşayın… Yoksa o 150 sayfa hiç bitmez… Daha da kötüsü kitabın asıl özü olan o kelimeleri yaşayamazsınız bile.

O 150 sayfadan sonra ise olaylar başlıyor; bir yerde saflıktan doğan, gerçek aşkı taşıyan Quasimodo, bir yerde şehvetten doğan bencil aşkı taşıyan Rahip, yıllarca kızını arayan acılı bir anne, tüm bunların içinde kendisini hiç sevmemiş bir subaya aşık olan güzeller güzeli Esmeralda…

Konusunu kısaca şöyle açıklayabiliriz: Quasimodo daha minicik bir bebekken çirkinliği yüzünden kilisenin önüne bırakılır ve bir rahip onun bakımını üstlenir. Kimsenin sevmediği Quasimodo’ya sevgiyle bakar. Bu yüzdendir ki Quasimodo ona sıkı sıkıya bağlıdır. Ama bir gün rahibin de Esmeralda’ya aşık olduğunu ve ona zarar vermeye çalıştığını fark eder. O andan sonra Esmeralda’yı çok değer verdiği rahipten korumaya çalışır. Fakat şehvet düşkünü rahip yüzünden başlarına gelmeyen kalmaz.

“Sevmek sahip olmak mıdır yoksa fedakarlık mı?

Zaman zaman o günkü Paris’i eleştiren, zaman zaman güzel sokaklarını, mimarisini anlatan, iyilik ve kötülüğü, saf duyguları ve şehveti, çirkini ve güzeli en iyi şekilde işleyen bu roman, özellikle yazıldığı dönemde büyük yankı uyandırdı. Notre Dame Kilisesi’nde restorasyon çalışması başlatılmasındaki rolü hiç kuşkusuz çok büyük. Sadece 6 ayda yazılmış bir başyapıt yıllar sonra katedralin yanmasıyla tekrar En Çok Satanlar listesine bile girdi. Yüzyıllara meydan okuyor derken de kastettiğim tam olarak buydu.

“Görünüşe bakma genç kız, yüreğe bak…”

Bu muhteşem eserin birde muhteşem bir müzikali var desem? İsterseniz kitabı okumaya karar vermek için izleyin – çünkü kesinlikle izledikten sonra okumak isteyeceksiniz- isterseniz de kitabı okuduktan sonra daha da hüzne boğulmak için izleyin.

Bu muhteşem kitap ve müzikal bittikten sonra sizde gülümsemeyle karışık bir hüzün bırakacak.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here