Zweig, çok bilinmeyen bu novellasında piyanist bir kadın ile kemanist bir adamın aşkını, tutkusunu ve intikamını konu alıyor. Tutkulu ve intikam dolu, ruhları müzikle birleştiren bu kitaptan 12 alıntıyı sizlerle paylaşacağız.

“Ne var ki bu bütün genç kızların hikayesidir. Yumuşak başlılıkla katlanmayı bilenlerin hikayesidir. Acı çektiklerini asla söylemezler. Kadınlar katlanmak için yaratılmışlardır. Kuşkusuz kaderleri böyledir, bunu erken yaşta öğrenirler ve neredeyse hiç şaşırmazlar, öyle ki bela çoktandır başlarında olsa bile varlığını kabul etmezler…” diyerek başlıyor Zweig sözlerine…

– “Gençlik yıllarından beri nesneleri soğuk ve cansız şeyler olarak değil de, onlara kulak verene gizlerini ve sevecenliklerini açan sessiz dostlar olarak görmeyi öğrenmişti Erika. Resimler ve kitaplar, manzaralar ve müzik parçaları onunla konuşurlardı. Cansız eşyalarda renkli hakikatler görme eğiliminde olan o kızla konuşurlardı. Ve aşk gelinceye değin bunlar Erika’nın tek başına yaşadığı şölenler olmuştu. Aşk gelinceye değin…”

-“Ünlü kemancıdan bir şeyler çalmasını rica ettiler, Erika’nın bu sırada kemana kendiliğinden eşlik etmesi doğal karşılandı. Genç adamın dikkatini ilk kez o zaman çekti Erika. Çünkü çalarken ne yapmak istediğini öyle bir kararlılık ve anlayışla kavrıyordu ki genç adam keman çalarken notaların duyarlılığını ve içtenliğini hemen hissetti. Ortak dinletilerinin ardından gelen şiddetli alkış henüz kesilmeden göz göze geldiler ve genç adam onunla konuşmak istediğini farketti.”

-“Bugün ona gitmişti… Erika’nın piyanosunun genç adamın kemanına bir kez daha eşlik edeceği konser için birlikte prova yapmışlardı.  Ardından genç adam Erika’ya Chopin çalmıştı. Sonra ona sevgi dolu sözcükler söylemişti. Onca sözcük…”

-“Birlikte çaldıkları parçadan ve genel olarak sanattan söz ettiler. Bu yalnızca bir başlangıç, Erika’nın ruhuna giden bir yoldu. Çünkü genç adam elinde kalan en son şeyi bile muhteşem bir savurganlıkla sanat için tüketen ve bütün duygularını müziğin güzelliğine katan insanların, yaşamın içinde ciddi ve kapalı durduklarını, kendilerini yalnızca anlayan birine açtıklarını biliyordu.”

– “Böylesi sessiz gecelerde iki insan onları hiç kimsenin görmediği, işitmediği yollarda birlikte yürüyorsa evlerin karanlık gölgeleri sözcüklerin üstüne çöküyor ve sesler hiçbir yansıma bırakmadan sessizlikte dağılıyorsa, o zaman kendileriyle konuşuyor gibi güvende hissederler. O zaman günün koşuşturması içinde sesini duyurmadan dibe çöken; ancak akşamın sessizliğiyle yumuşak bir salınım kazanan derinlerdeki düşünceler uyanır, sözcüklere dönüşürler.”

-Bazen onun yanındayken konuşma ihtiyacı bile duymadığını fark ederek şaşırıyordu. O keman çalıyor, Erika ise sonsuz düşler kuruyordu…”

-“Erika tümüyle onun yörüngesine girdiğini, onun sanatıyla kendisine egemen olabildiğini, baştan çıkarıcı tınılarıyla içinde acı ve coşku uyandırabildiğini hissediyordu. Kendini onun çalışı karşısında savunmasız hissediyordu.”

-“Müzikte her zaman kendisini ve kendi düşlerini aradığı için onun bazen kemanından en ısrarlı ve istekli tınılarıyla sadece kendine seslendiğini de anlamıyordu.”

“Erika hiçbir şey söylemeden sadece baktı. Ve genç adam, onun ricasını hemen anladı. Sessizce pencereye giderek kemanını aldı. Çok hafiften şarkıyı çalmaya başladı. O sırada gökyüzü yeniden ışıklandı. Kızıl bulutlar ağır, karanlık gölgelere dönüşeli çok olmuştu; ama adam hala çalıyordu.”

-“Acı verici duygular, hüzünlü şarkılarda minör tonlu melodilerde hafifleyerek ağır ağır çözülüyordu.”

-“Erika her şeyin yoluna gireceğine ve aşklarının tuhaf bir şekilde hareketlenen melodisinin uzlaştırıcı son bir tınıyla özgürleşeceğine inanıyordu.”

-“Hatta belki de hayat güzeldi, sadece kendisi yanlış yaşamıştı…”

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here